Oca. 9, 2008 - en azından nefesimi derinleştirir..

Hayata çok da başkalarını katmamak gerekiyor bence. İlle de her gün beni mutluluğa götürecek bir şeyler yapmak zorunda olmamalıyım. Yani bilinçli olarak. Yani tanımadığımız insanlara gülümsemek ya da birilerine beğendiğimiz bir özelliğini söylemek gibi şeylerden bahsediyorum. Tamam, bunlar insana kendini iyi hissettiriyor ama bunları yapmak için benim kendimi iyi hissediyor olmam gerekiyor önce… İçimden geldiği için yapmalıyım…
Sabah gözümü açtığım için mutlu olmalıyım herşeyden önce. Eminim o mutluluk yüzüme yansıyordur ya da farkında olmadan gülümsüyorumdur. Eğer o günü yaşayacağımın gerçekten farkındaysam karşılaştığım insanlar da benimle bu farkındalığı paylaşıyor olmalı. Çünkü onlar da bana gülümsüyorlar
Ama herzaman değil.. Çünkü bazı sabahlar o günü yaşamak için bir sebep bulamıyorum. Düşünüyorum. Yataktan çıkmak için iyi bir sebebim olmalı… Yok! Yüzyıllarca hareketsiz kalmak istiyorum. Bunu engelleyemem, insanım. Mutsuzluk da bana ait birşey.. Onu da yaşamalıyım. Herkes yaşamalı.. Yoksa mutluluğun ayrımına nasıl varabilirim??
Farklılıksa şurada ortaya çıkıyor. Bir gün geriye dönüp mutsuz geçirdiğim zamanların sebeplerine baktığımda, gülecek bir şeyler bulabiliyorsam - ki gerçekten çok komik şeylerle karşılaşıyorsun- “dünya gerçekten keyifli bir yer” diyebiliyorum…
Dünya mucizelerle ve sürprizlerle dolu.. Bence olduğu gibi kabul etmek lazım. Güzel günler kadar kötü olanlar da yaşadığımı hissettiriyor bana… Kalbimin boş olduğu günler yerine aşk acısıyla bir meyhanede içmeyi tercih ederim örneğin.. Günler hep aynı geçecekse, varsın içimde hüzün hareket etsin, gezinsin.. En azından nefesimi derinleştirir..
deniz...deniz...deniz...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Eyl. 18, 2007 - CAN YÜCEL'den...

'O olmazsa asla yaşamam.' demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesala evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de birşeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. O benim diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin. Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, ya da pembeye. Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın, Ucundan tutarak.
CAN YÜCEL
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Eyl. 10, 2007 - sesleniş.. !!

Yüzüme ulaşılmaz yolların bitiminde de olsan seninleyim... Olmazların zor dayatmalarına direniyorum cesur onurumla... Nerde olursam olayım şahit tutuyorum seni , faili meçhul yaşam kayıplarımın çetelesine... Adından çiçekler ekiyorum duvarlarıma.. Bilsem de senin emin ellerinle sulandığını, yinede papatyanın telaşı vurmuş yüzüme
Pusuya yatan ölümün, yıkılmaya yüz tutmuş haliyle geldim sana… Ömrümün en ağır ukdesinden, ruhuma sahip çıkman adına… Adil olmayan, çıkmazlarımda savrulan badi sabahlarda biriktim aşk(ın)la… Şimdi en yüklü, en vakitsiz zamanlardan hesaba çekildiğim şu anda, gözlerime düşen arayış, çetelesine çizdiğin cesur onurun.. Tek hamlede devirip çıktığım yoluna.. BEKLE BENİ YAR….
Eylüle kuruyorum saatlerimi...Ağustos’u yok sayıyorum ömrüme.. Sen varsın diye korkmuyorum beklemekten… Otobüs peronlarına asıyorum iri puntolu pankartlarımı... "GELECEK VAR" diyorum.... ”Duracak var ,inecek var” diyenlere inat... Yaşıyorum işte gökyüzü… Sevdamı yüreğimde, göğüs kafesimde saklıyorum...
Kesik ritimli eylül zamanların tik takına bulanıyor adımlarım… Hesap düştüğüm ömür sayfamda dağlıyorum, ısmarlama baharlarımdan kalma ağustosları… Ehemmiyeti diline mühürlü sus’um, peronlarda astığın bekleyişlerine ses getirir… Yorgan altı sakladığım uykusuz umuda devrilsin bütün avazlar… Bilasur’ca göze aldığım sevda, bedevi şimdi yangınlara… Vakti doldu sözlerimin… Seni, azalmayan bir kelamın imasında ağız dolusu sevdim… En deli yanımla şimdi gelişim…
Biliyorum "GELECEK VAR"... Soğuk ve salim bir ateş içinde İbrahimi bir dirençle, yangınların mavi alevinde seni beklemeye gidiyorum yar… Gözlerim yollarında,sevincim kollarında, umudum izlediğin sema da olacak... Gülersen sevinçlerim senin,ağlarsan omzum senin, yaşarsan ömrüm senin,taşırsan acılarımız ortak olacak...
Ayyuka miraç’lanan bu feryatla vurulsun artık gitmeler yar… Deniz ardı fırtınalarımın, savaşçı lisanında kuşandım gardımı… BEKLEDİN, GELDİM… Giyotine baş eğdirip sancılarımı senden gelene selam tadında vardım; adım boyu, ağıdım boyu… Nem kaldı ki yangınımdan başka… Beni dilinde tutsak ağırlarsın…Bilirim en çok da yanılmışlıklara ağlarsın… Sustur yağmurlarını…Kelebek ömrüne eş kıl çığlıklarını… Eyvallah dedim, beklediklerine geldim… Kıl beni kendine…
Dağların doruğunda yakılan nevroz ateşlerinin coşkusu şimdi, yüreğime saldığın sevgin...Yangın mavisi şimdi Karadeniz’in suları... uzun bir hava gibi soluksuz çekiyorum seni… Düşlerimin kıyısına ırmaklar ekliyorum içimin yangınlarından… Kapatıyorum kapılarımı geçmiş ölümlerin ardından… Anlatıyorum uçsuz bucaksız Karadeniz’e duvarların saklı dilini… Kuytunda susuyorum avazımı… Geldin ya; soyundum işte sessizligimden…Giyinip gitti sızım… Sen yüreğime benzin döküp kibrit çakan usta bir kundakçısın...
Yüzümün beyhude yoksulluğunda mıhlanan bir kahırlık aşkın kıyısında çiçeklendim… Dilimin karmaşıklığı, berraklaştı sularında… Düşümü zorluyor şimdi düşün… Delirir mi umuduma gece..Savrul pervasızca içime... Eğil parmak uçlarımda zonklayan kalemime… Hadi, kapayalım kapıları…Son sus’umla, son cümlem ol dilime... Avaz avaz sen yankı kes gök kubbede…
KIRMRIZI SATIRLAR: HASAN KARADENİZ MAVİ SATIRLAR: ŞULE İDİZ
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Aug. 24, 2007 - yazıldığım sır sana...

Eş zamanlı sancılarımdan acaleci çıktım sana; sana yetişmek adına... Seferim sana,inancım sana,umudum sana...Yalnızlığımı dem vurdum kıyılarına; yazıldığım sır sana...Baş dayıyorum kentinin duvarlarına...Adımladığım günler sana...
Gelişine vurdum s/özümü... Sesine kat beni , soluk k/alayım... Diline yaz beni , s/öz düşeyim... Özün gibi kalem kıl beni, sana y/az'ılayım...
*alıntıdır*
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Aug. 15, 2007 - elimden gelen bu..

elimden gelen bu ben iki kişiyim çoğalmak neyse ne azalmak zor birisi seni her an bırakıp gittiğim öbürü kan gibi tutulmuş seviyor ağzındaki acı alnındaki çizgiyim gözlerine kirli bir bulut getirdim hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor
elimden gelen bu ben iki kişiyim birisi kapadığın kapılardan gitmiyor yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o bir yerin üşüse onun sıcaklığı öbürü en içten çağrını ısıtmıyor hüneri ne dersen duygu kaçakçılığı alıp tutmaksa o basıp gitmekse o bakışları kıyısız bir deniz uzaklığı
elimden gelen bu ben iki kişiyim ikisi birbirinden çıkmaya uğraşıyor bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim birisi yeni baştan serüvene başlamış öbürü silahında son mermiyi yakıyor çoğalmak neyse ne azalmak zor
atilla ilhan...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran. 27, 2007 - senin korkularını benim inceliğimi...
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya. İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı, hüznün arması ayrılık.
O küçük ölüm! Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı. Ben bulutları gösterirken, “bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış, “Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı” türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş, Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip, “bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ” diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu. Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını. Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....
Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre, Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye. Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. Falcı kadınlara inanmayacağım artık. Trafik polislerine adres sormayacağım, Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken.. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
Şükrü Erbaş
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran. 22, 2007 - böyle bir sevmek..

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.
atilla ilhan..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran. 22, 2007 - dönüş kendinedir!!

Son göçmen kuşları bekle; ki o vakit sabrın sınandığı vakittir, Bıçağın kemiğe dayandığı andır. Kalan yanar! .. Kalan ölür! ..
Bir hicret anıdır artık yaşanan Vefa yoksunluğundan devşirilmiş Kelimeleri çıkar at heybenden Boşalt sana ait olmayan Ne varsa; Günahkar işveleriyle Gönlünü avutan geceleri Geleceğini satın alan Sahtekar vaatleri Bitir artık boşa dökülen Bedava göz yaşlarını
Bir uzun yolculuğa hazır olsun gövden Ardına dönüp de bakma çıkarken evden
Yanına tuz al, Ve bıçak Ve aynayı Unutma çıkarken son defa Çiçekleri sulamayı
Sil bütün işaretleri Ve yırt haritaları Onlar ki; Bilinen coğrafyalar içindir Senin gidişinse yalnızca kendinedir,
Bıçak; Sünnet-i seniyyeden dir Bir yanı ölüme bakar O yüzdendir ki ölülerin üstüne en son bıçak konur Bir yanı hayata bakar; Göbek kordonu nu keserken
En büyük ihtilallerin ilk basamağıdır bıçak Bir isyanın alfabesidir ve patrona halillerin Hamam kurnasına kazıdığı Yelkenlinin pruvasında Saplıdır ucundan kıpkızıl Bir ısyan damlayan bıçak
Mertlik ölmeden önce Sarığın ucu bele uzandığında Tuğralar basıldığında fermanlara Sürüldüğünde savaş sancakları meydanlara ve köslere tokmaklar vurulduğunda İlkin bele bıçak sokulur! . Masmavi bir çelikte sınanır Yiğitlik; meydanlarda Töredir; Kefen üste zırh giyilmez Töredir; Sürgün bıçaksız olmaz Bir sürgünlük ki Kendinedir Zor iştir yani
Kazansan da,kaybetsen de Yetim bir zaferdir elinde kalan İhanetlerin,yalan dolanların Riyakarlıkların merhemi olmaz Yarası kapanmaz
Tuz ki; bu zamanlar içindir Dağlandığında yaraların bir, bir
Acı parçan olur Acı taş olur Yoldaş olur Kardaş olur Gelip iki kaşının arasına oturur Ayna ki; Peygamber emanetidir Acının resmini görmene yarar Ve acziyeti Ve seni yalansız sana sunar Gördüğünde acıyı Taş gibi toprak gibi Nesneleştiğinde acı Dönüş vaktidir artık
Gül akşamına denk gelsin dönüşün Gül mevsimini başlatsın gülüşün
O zaman işte heybene Kadim bir imparatorluğun Talan edilmiş hıncını koy Vefa koy Sabır koy Erdem koy
Muhannete,namerde söylenecek bir çift söz koy Dünyayı; elinin tersi ile itebilecek iman koy Vatan koy Ki; vatansız iman olmaz
Dönüşünde seni kucaklayan çocuklarına Merhamet koy Gece karanlığı gözleriyle bakana Yalansız sevgi koy Ölümlerde sınanmış sadakat koy
Dostun yüreğine serpilecek su koy ve yetimin ve mazlumun ahı ile ıslanan göz koy haksızlığa isyanı koy
Ve hakk yolunda Gelen her belaya Her zulme Ve her zulmete Gel buradayım Diyebilen bir yürek koy
Ki dönüş vaktidir; zaman Oyalanmak olmaz Yol uzundur çetindir Artık, dönüş kendinedir
ahmet kırmızı...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran. 17, 2007 - YOK(OL)UŞLARDA TÖKEZLİYOR ADIMLARIM..

Yok(ol)uşların direnci kurşunlanmış yürüyüşlerinde belalı başım…
Küçük metinler halinde coşarken şiir soluklu sevdam,
büyük savaşların kanlı yıkımları kaldı meydanlarda… Sınırları mayın döşeli coğrafyamın,gittikçe daralan çemberinde örselendi,yorgun adımlarım..
Şimdi sazın tellerinde kendini asan acılara sahip,dilimdeki türküler…
“Bana kendini anlatma !... Gülüşün (s)aklayamaz yan(ıl)gınların yakıcılığını”
Gecenin ayışığı vurmuş ihanetinin yüzüne
ne yana yürüsem yalınayak eylem adımlarıyla,
Kayıp ilanı asılı duvarlar barikat kuruyor yürüyüşlerime,
fail-i meçhul (k)ayıpların hükümsüz kalmış dosyaları…kursağımda soğuk cesetler taşıyorum… Oysa Senin için söylerdim;
Tutsaklığımın o lirik,o yokuşlar çıkan ezgisini.
kıskançlık çizerdim duvarlarıma yokluğunda…
Şimdi kanatları çekilmiş güvercinlerin uçamayışlarını bölüşüyorum taş bahçemde…
saçlarımda beyaza dönmüş kızıllıklar savruluyor soğuk rüzgarlarda…
“Bakma öyle yüzüme !...Savurdun işte yeditepeden aşağı düşlerimi…”
yüzüme çarpan mezar taşlarıyla uyanıyorum sabah…
Göğüs kafesimde çoğalıyor bir ölünün yalnızlıkları…
Sanık sandalyesine oturtulmuş düşlerimin öfkeli telaşında,
yine yangın yeri satırlarım
Bıçağın kemiğime dayandığı kuşatılmış gecelerimin,
hüzün vardiyalarında kaybettim gülüşlerimi...
Kalın duvarlarla ayırdım hayatımı herşeyden...
Artık eski bir tren yolculuğudur gözlerim,garların grisinde… yalnız...
Hangi sevincin boynuna sarılsam ,kısa kaldı kollarım (s)arınmalara...
“Namluya sürülü son hecemi de tetikliyorum boşluğa…”
Kaç ağlamak gömdüm ihanet kızılı şafaklara ,kimse bilmez..
Acıyı ilk senin gözlerinde görmedim ki !...
Dizlerimin üstünde savaştı hep uslanmaz direnişim..
Yenilgilerimi kendi zaferi sayanlarla eşdeğer mi yüreğim ?
Ben kontra mevsiminde voltaladım,Diyarbekir’in dar sokaklarını…
Takarrof mermisiyle ensesinden vurulmuş Fail_i meçhul acılar taşıyorum sol yanımda…Ölümlerden öfke biriktirdim isyanıma…
Bu yüzden avazım çıktığı kadar bağırıyorum tiz sesimle;
Ensesinden vurulmuş zaferler yıldıramaz insanca sevgimi…
İlla ki göğsünden vurulacak…İlla ki göğsünden…
“Git artık !... Gözlerin de onaramaz kırılgan öfkemi”
*ÜSTAD* Hasan KARADENİZ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Haziran. 17, 2007 - yorulmak ve kanamak..!!
hüzün yüzümde ayna belki de bu yüzden yağmurların yağması bu çocukluk bu gitmeler bu yalnızlık
hiçbir şeyimsin diyen insanların, her şeyi olduğunu hatırlayan, bir kadının elleriydi belki de hüzün
bir tutam kalmak ve alabildiğine gitmekten öte, hiçbir şey yoktu teraziyi dengeleyen
çocukların kapı zillerine basıp da kaçmaları kadar, kolay olmuyordu uzaklaşmak ki aslında çocuk değildik sevişmelerde uyandık ve kandırıldık
öyleyse sen söyle usta bu yağmurlar bir yüreği bile ıslatabiliyorsa ve çözülmüyorsa dili haykırışların, hasret bunun neresinde..?
belki bir sazın tellerinde kaybettik masumiyeti belki de susturulduk kavuşmalarda bile deniz gençliğindeki gibi mavi değilse bu ne denizin suçu ne de martıların..
kalbim.!../..affet bütün sevdalarımı yoruldum ve kanıyorum..
pelin onay
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
...
Kategoriler
Arkadaşlarım
cagyangini Hasan Karadeniz miracle1
|